Ashâb’a Saygı

ASHAB-I KİRÂM’A TA’ZİM

 

Ashâb-ı Kiram’ın haklarını bilmek, onlara uymak, onlara medh-ü senada bulunmak, onlar için istiğfar etmek, aralarında geçen hadiselerden dolayı sükût et­mek, düşmanlık yapanlara düşmanlık yapmak (Hz. Ömer (r.a.)’e ve Hz. Muaviye (r.a.)’ye  hakaret edenler gibi) sahabeler arasında ortaya çıkan fitnelerden dolayı onları kötülememek, sahabelerin işlerini hep iyiye yormak, sahabelerden hiçbirisini kötülükle yâd etmemek, sahabeleri herhangi bir konuda ayıpla­mamak, bilâkis onların iyiliklerini, faziletlerini, üstünlüklerini anmak, bunlardan başka onlara yakışmayan hususlarda sükût etmek, Resûlullah (s.a.v)’a hürmet ve ta’zim etmek gibidir.

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor:“Ashabım hakkında Allah’tan korkunuz. Benden sonra onları he­defe alıp (aleyhlerinde konuşmayınız). Onları kim severse, bana karşı besle­miş olduğu sevgi ile sevmiştir. Kim onlara buğzederse, bana olan buğzundan dolayı etmiştir. Kim onlara eziyet ederse, bana eziyet etmiş olur. Bana kim eza ederse, Allah’a karşı çıkmış olur. Kim ki Allah’a karşı çıkıp isyan ederse, Allah’ın onu yakalayıp cehenneme atması yakın olur. Ashabıma küfretmeyin (kötü söz söylemeyin). Sizden biriniz, Uhud (dağı) kadar altın tasadduk etse, onların tasadduk ettiği bir buçuk müd (iki rıtıl yani yirmi kile) kadar olmaz. Ashabıma sövenin, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerine olsun. Allah onu tevbesini kabul etmez.” “Ashabım anıldığı zaman (onlara ta’n etmekten) kaçınınız.” Cabir (r.a.)’in rivayet ettiği hadîste ise Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki: “Allahü Teâlâ Ashabımı —nebi ve resuller hariç— bütün âlemin üze­rine üstün ve seçkin kıldı. Bana da ashabımdan Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali olmak üzere dört kişiyi seçti. Onları ashabımın hayırlısı kıldı. Ashabımın hepsi hayırlıdır.”

Bir adamın cenazesi, Resûlulah (s.a.v.)’e getirildi. Resûlullah (s.a.v.) onun cenaze namazını kılmadı. (Niçin kılmadığı, kendisine so­rulunca): “Osman’a buğzediyordu. Allah da ona buğzetti.”  buyurdu.

Selefi sâlihin Ashab-ı Kirâm (r.a.e.)’ı övgü ile anmış ve onlara tâbi olmak gerektiğini bildirmiştir.

Saîd b. Cübeyr (r.a.) şöyle demiştir: “Ehl-i Bedir’inbilmediği bir şey, din değildir.”

Hasan el-Basrî (r.a.), Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ashabını anmış ve şöyle demiştir: “Onlar, bu ümmetin kalpler bakımından en iyileri, ilim bakımından en derinleri, tekellüf bakımından en azları idiler. Onlar, Allah Teâlâ’nın, Rasûlünün sohbeti için seçmiş olduğu seçkin kimselerdir. Dolayısıyla onların ahlakıyla ahlâklanmaya ve gidişatına uymaya çalışın. Çünkü onlar —Kâ’be’nin Rabbine yemin ederim ki— dosdoğru yol üzere idiler.”

İbrahim(r.a.) ise: “Sahabeden gizli kalan hiçbir şey, sizde bulunan bir meziyet sebebiyle sizin elde etmeniz için saklanmış değildir” demiştir.

Huzeyfe (r.a.)’den şöyle dediği rivayet olunur: “Ey kurrâ topluluğu, Allah(c.c.)’dan sakının ve sizden öncekilerin yoluna girin. Ömrüme yemin ederim ki, eğer siz onların yoluna uyarsanız, çok iyi yol alırsınız. Eğer sağa ya da sola yalpa yaparak onların yolunu terk ederseniz, apaçık bir sapıklığa düşersiniz.”

İbn Mesûd (r.a.)’dan ise şöyle dediği nakledilmiştir: “Sizden biri eğer uyacaksa, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ashabına uysun. Çünkü onlar, bu ümmetin kalpler bakımından en iyileri, ilim bakımından en derinleri, tekellüf bakımından en azları, hidayet bakımından en doğruları, hal bakımından en güzelleri idiler. Onlar, Allah Teâlâ’nın, Rasûlü (s.a.v.)’in sohbeti ve dinini ikamesi için seçmiş olduğu seçkin kimseler idiler. Dolayısıyla onların faziletlerini takdir ediniz ve izlerinden gidiniz. Çünkü onlar dosdoğru bir hidayet üzere idiler.”

Hz. Ali (r.a.) ise: “Sakın insanlara uymayın!” demiş sonra da: “Eğer mutlaka birilerine uyacaksanız, dirilere değil, ölülere uyun” diye sözünü tamamlamıştır.

Ashabı sevmenin, onlara buğzedenleri yermenin vacip olduğunu, onları sevenlerin Allah(c.c.)’ın peygamberini sevmiş olacaklarını; onlara buğzedenlerin de Allah’ın peygamberine buğzetmiş olacaklarını gösteren hadis-i şeriflerden biri şöyledir: “Ashabım, hakkında Allah’tan korkun! Allah’tan korkun! Benden sonra onları kendinize hedef seçmeyin. Kim onları severse, bana olan sevgisi sebebiyle sever; kim de onlara buğzederse bana olan buğzu sebebiyle buğzeder…” (Tirmizî, Ahmed)

            Tabiî ki sahabe için söz konusu olan bu meziyet, sadece onların Rasûlullah (s.a.v.)’i görmüş, onunla beraber olmuş, onunla konuşmuş olmaları yüzün­den değildir. Onların sahip oldukları bu meziyet, aşırı derecede Rasûlullah (s.a.v.)’e olan bağlılıkları ve kendilerini onun sünneti üzere yaşamaya adamış olmaları, bunun yanında ona tam destek vermeleri ve onu İslâm düşmanlarına karşı himaye etmeleri sebebiyle­dir. Rasûlullah (s.a.v.) ‘e karşı bu tavrı gösteren her kimsenin ör­nek alınması ve gidişatının yol edinilmesi yerindedir ve bu haliyle o bunu hak edecektir.

Bir başka hadis-i şeriflerinde ise Rasûlullah (s.a.v.) Ashâbına dil uzatılmamasını emreder ve şöyle buyurur: “Sakın benim Ashâbıma sövmeyiniz! Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Uhud Dağı kadar altını sadaka olarak verseniz, sahabilerimden birisinin iki avuç hurma sadakasına, hattâ bunun yarısına bile yetişemezsiniz.” (Müslim)

Selef-i Salihîn (r.a.), Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)’in haklarında övgüde bulunmuş olduğu ve kendilerini uyulacak birer örnek ilân ettiği aziz sahabe nesline ve onlara en güzel biçimde uymuşlardır. Allah Teâlâ onların hepsinden razı olsun. Onlar da zaten O’ndan hoşnut idiler. Hiç kuşkusuz onlar Allah (c.c.)’ın seçkin kullarıdır ve biliniz ki, Allah (c.c.)’ın seçkin kulları elbette kurtuluşa ermiş kimselerdir.