SÜHEYB-İ RÛMÎ (R.A.)

SÜHEYB-İ RÛMÎ (R.A.):

ElhamdülillâhiRabbi’lAlemîn. Vessalâtüvesselâmü ‘ala Rasûlinâ Muhammedin ve alââlihî ve sahbihî ve sellim.

Suheyb-i Rûmî (r.a.), “Bir kimse Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsa, bir ananın evladını sevmesi gibi Süheyb’i sevsin” hadîs-i şerîfiyle medh olunan, Resûlullah (s.a.v.)’in en seçkin ashabından  olan büyük bir sahâbîdir.Nebi (s.a.v.)’in “Suheyb ne iyi kuldur!” övgüsüne mazhar olmuş ve diğer Hadîs-i Şerîf’de:“İslâm’da önde bulunanılar dörttür: Ben Arab’ın, Suheyb Rum’un, SelmânFâris’in ve Bilâl da Habeş’in önde bulunanıdır, buyurmakla şân-ı âlîsi pek yüceleşmişdir.

Hadîs-i Şerîf’de bahsedilenönde oluş, kendilerinin İslam’ın kurtarıcı dairesine girişteki öncelikleridir.[1]

 

NESEBİ VE ŞEMÂİLİ

Suheyb b. Sinan b. Malik (ya da: Halid) b. Abdiamr b. Ukayl (yada: Tufeyl) b. Amir b. Cendele L. Sad b. Huzeyme b. Kab b. Sad b. Eşlem b. Evs b. Zeydumenat b. En-Nemr b. Ka­sıt en-Nemeri. (Radıyallahuteâlâanh)

Annesi Malik b. Amr b. Temimoğulları kabilesindendir. Nisbesi: er-Rumî’dir. Aslen Yemenlidir. KasıtoğluNemr sülalesinden geldiği için Nemri diye de anılır.Begavîşöyle nakletmiştir: “Süheyb(r.a.) orta boylu, buğday tenli idi. Kırmızılık onda galipdi. Saçları sıkdı. Kına ile boyardı. Yakışıklı bir zât idi.[2]

Aleyhissalâtü vesselam Efendimiz Hazretleri Suheyb(r.a.)’e Ebû Yahya diye künye buyurmuşlardır.[3]

 

İSLAMDAN ÖNCE SUHEYB (R.A.)

Babası ve amcası Kisra’nınÜbülle va­lilerindendir. Oturdukları yer Musul yakınlarında, Dicle Nehri üzerine veya Cezîre arzından Fırat kenarındadır. Rûm, oraları işgal ettiğinde Suheyb (r.a.)’i de esir etmiş­lerdi. Suheyb (r.a.) çocuk iken esir olupRûmların içinde büyüdüğü içinSuheyb-i Rûmî (r.a.) diye  tanınmıştır. [4]Bu sebeble, Rumca’yıArapça’dan daha iyi bilirdi.

Sonra Benî Kelb’in eline geçti. Köle olarak satılarak Mekke’de Abdullah bin Ceda’nın eline düştü. Bu zât daha sonra kendisini azâd etti. Bu hâdiseler olurken, İslâmiyet henüz açıklanmamıştı.[5]

İbnAdiy’in, Suheyb (r.a.)’den rivayetine göre Suheyb (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.v.)  peygamberlikle gönderilmeden önce onunla arkadaşlık ettim.”[6]

 

MÜSLÜMAN OLUŞU

Müslüman oluşlarını Ammar b. Yasir(r.a.) şöyle anlatır: Sinan oğlu Süheyb’leDar’ul-Erkam kapısında bir araya geldik. Rasûlullah (s.a.v.)Dar’ul-Erkam’daydı. Ben Süheyb’e“Sen burada ne arıyorsun?” dedim. O da bana

“Sen burada ne arıyorsan ben de onu arıyorum” dedi. Ona dedim ki:

“Ben Hz. Muhammed (s.a.v.)’in huzuruna gidip onun konuşmasını dinlemek istiyorum”. O da

“Ben de aynı şeyi istiyorum” dedi. Böylece Rasûlullah (s.a.v.)’in huzuruna girdik. Bize İslâm’ı arzetti, biz de müslüman olduk. Sonra o gün akşama kadar bekledik, sonra Rasûlullah (s.a.v.)’in yanından çıktık, gizleniyorduk. (İbnSa’d, III/247, Ebu Ubeyd b. Muhammed b. Ammar (r.a.)’dan)Ammar(r.a.) ile Süheyb(r.a.)’in İslâm’a girmesi 30 küsur kişi İslâm’a girdikten sonraydı.[7]

Müslüman olduğunu ilk açıklayan yedi kişiden biri de Süheyb (r.a.)’dır.Resûlullah (s.a.v.)’den başka diğerleri ise şunlardır:Hz. Ebu Bekir, Bilal-i Habeşî,Mikdad b. Esved, Ammar b. Yâsir, Sümeyye Hatun. (Ammar b. Yâsir’in annesi)[8]

İŞKENCE YILLARI..

İbnSad’in, Ömer b. El-Hakem’den rivayetine göre, “Ammar b. Yasir (r.a.)’ya ne söyleyeceğini bilmeyeceği bir hale ge­linceye kadar azâb ediliyordu. Süheyb (r.a.), Ebu Faid (r.a.), Amir b. Fuheyre (r.a.) ve bir topluluk da böyleydi.

Onlar hakkında şu ayet nazil oldu:

“Sonra Rabbin, zulme uğradıktan sonra hicret eden, sonra savaşan ve sabreden kimseler için, evet Rabbin, onların “bu fiillerinden sonra çok bağışlayıcı­dır; çok merhametlidir.” (Nahl s. 110)[9]

Müslümanlıktan döndürülmek için, en ağır işkencelere uğratılırdı.

Yapılan işkencenin ağırlığından, ne söylediğini bilmez hale gelirdi.

Kendisine demir gömlek giydirilip en sıcak günde Remda’da güneşin altında tutulur, vücudunun yağı eritilirdi.Süheyb b. Sinan(r.a.), bir gün, yanında Habbab b. Eret(r.a.) ve Ammar b. Yâsir(r.a.) olduğu halde Kureyş müşrik­lerinin yanlarından geçerken, müşrikler:

“İşte, Muhammed (s.a.v.)’in meclisinde bulundurduğu kişiler şunlar!” diyerek alay etmeye başlayınca, Süheyb(r.a.):

“Evet! Biz Allah’ın Peygamberinin meclisinde bulundurduğu kişileriz!

Ona biz iman ettik; siz ise küfrettiniz!

Onu biz tasdik ettik; siz ise tekzip ettiniz!

Müslümanlıkla zelillik ve hakirlik, müşriklik ile de azizlik bir arada bulunmaz!” deyince, müşrikler ona saldırdılar.

“Demek Allah aramızdan (bula bula) bunlara lütfunu lâyık görmüş ha!” diyerek onu dövdüler.

Müşrikler Mekke’de, böyle kavim ve kabilesi ve kendilerinin koruyucuları bulunmayanları, din­lerinden döndürmek için, öğlenin en sıcak saatlerinde Remda’da işkenceye uğratmaktan geri durmadılar.[10]



[1] Hz. MahmudSâmi Ramazanoğlu (k.s.), Ashab-ı Kiram (r.a.e.), 219.s.

[2]İbn-i Hacer el-Askâlânî , el-İsâbe’den Seçkin Sahabeler (r.a.e.), 406.s.

[3] Hz. MahmudSâmi Ramazanoğlu (k.s.), Ashab-ı Kiram (r.a.e.), 219.s.

[4] Hz. MahmudSâmi Ramazanoğlu (k.s.), Ashab-ı Kiram (r.a.e.), 219.s.

[5] İslam Âlimleri Ansiklopedisi , 2.c.

[6]İbn-i Hacer el-Askâlânî, İsâbe’den Seçkin Sahabeler (r.a.e.), 407.s.

[7]Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, c.1 s.70.

[8] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, c. s.

[9]İbn-i Hacer el-Askâlânî, İsâbe’den Seçkin Sahabeler (r.a.e.), 408.s.

[10] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, c. s.